Norveç’in parçasıyla Yalın’ınkinin ilgisi yok
3 posters
Alexander Rybak :: Haberler :: İç Basın
1 sayfadaki 1 sayfası
Norveç’in parçasıyla Yalın’ınkinin ilgisi yok
Mine Aksoy, 2002 yılında Michael Lang ve Mustafa Oğuz’la birlikte müzik eserlerinin yaratıcılarının haklarını koruyan Taxim’s Edition’ı kurdu. Bugün şirket çatısı altında ilk ağızda aklınıza gelen birçok müzisyen bulunuyor. Bunların arasında 2009 Eurovision birincisi Alexander Rybak ile Yalın’ın ona benzediği iddia edilen parçasının yazarı Alper Erinç de var
Mine Aksoy, 2002 yılında, Mustafa Oğuz ve Michael Lang ileTaxim’s Edition’ı kurmuş. O ara Tarkan’ın menajerliğini yapan Lang, Woodstock festivalini de düzenleyenlerden. Bugün, Sony, Universal ve Türk repertuarındaki sanatçıların haklarını onlar koruyor. Bunların arasında bu yıl Eurovision birincisi olan Alexander Rybak de var. Ona Rybak’ın şarkısının Yalın’ın yeni albümündeki bir parçayla çok konuşulan benzerliğini sorunca ‘Mümkün değil’ diyor, ‘Alper bunu yaptığında 2007’ler falandı. O çok doğru müzisyenlerden biridir.’
Mine Aksoy, telif hakları mücadelesinin önemini şöyle anlatıyor: ‘Beyrut’ta insanları polisle evlerinden aldırdık. Beyrut’a girdiğimde ‘Çıkamazsın buradan’ falan diye mesajlar aldım. Bir şarkısının telifiyle ada satın alan sanatçı bile var, John Lennon buna bir örnektir.’
Türkiye’ye hitap eden müzik türünün üç aşağı beş yukarı belli olduğunu da belirten Aksoy ‘Ama paparazzi kültürü yüzünden müzik denince akla kirlilik geliyor. Bunu temizlemek de yine müzik endüstrisine düşer’ diyor.
‘Bulunduğumuz bölgede belki de yüzyıllara dayanan bir müzik kardeşliği var. Taverna Yunanistan’da başlayıp bütün Batı’ya yayılmış bir kültür. Herkes birbirinin şarkısını alıp rahatça kullanmış. Müzakka albümü bu kültürden doğdu. Bu albümün diğer toplama albümlerden farkı, içindeki şarkıların ilk önce çok ünlü Türk sanatçıları tarafından söylenip lisanslanmış olmasıdır.’
Balkan müziği iyi bir fikirmiş
İlk bakışta onları bir araya getiren şeyin Rusça yazgısı olduğu düşünülebilir. Oi Va Voi’nin altı elemanı Oxford’da bir araya geldiklerinde dördü Rusça eğitimi alıyormuş. Bunlardan ikisi gruptan ayrılmış ama daha sonra katılan trompetçi David Orchant sular seller gibi Rusça biliyor! Adları ‘Aman Tanrım’ anlamına gelen grubun yeni albümü Travelling the Face of the Globe geçtiğmiz günlerde Türkiye’de de yayımlandı. İki konser için İstanbul’a gelen gruptan Nick Ammar grubun müziğini ‘halk müziği, pop ve rock’ın sınırlarında geziniyor’ diye tanımlıyor. Ammar sorularımız cevapladı.
Sizin müziğe başlamanızdan çok sonra moda olan Balkan müziği trendiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gurur duyuyoruz çünkü biz Balkan tarzını ilk keşfeden ve Londra’da Balkan ortamının gelişmesine yardımcı olan ilk gruplardan biriyiz. O zamandan bu yana başka gruplar da bunu yaptığına göre içimiz rahat; demek ki iyi bir fikirmiş!
Sizce halk müziği şehirde yaşayanları neden etkiliyor?
Halk müziği şehirlerde çalınan normal müzikten o kadar farklı ki. Bir kere çok daha organik, kırsal bir atmosfer yaratıyor. O yüzden genellikle büyük bir kentin stresli ortamında yaşayan insanlar için bu müzik gündelik hayatlarından uzaklaşmak gibi. Yeni albümümüz Travelling the Face of the Globe’daki Foggy Day adlı parçanın arkasındaki konsept de buydu; benim de Londra’da yaşadığım hiçe sayılma ve yalnızlık duygusu.
ABD’de Beirut ve Gogol Bordello, Almanya’da Shantel ve İngiltere’de siz hiç yaşamadığınız ülkelere ait müziği yapıyorsunuz. Bu nasıl oluyor?
Çok basit, Londra’da yaşıyoruz, dünyanın en büyük çokkültürlü şehirlerinden biri. Hepimiz farklı kültürler ve müzik tarzlarıyla iç içe büyüdük ve birçoğumuz sık sık yolculuk yapıp farklı kültürleri özümsedi. O yüzden bütün bunlar bilinçdışı bir biçimde ortaya çıkıyor.
Türkiye’de çok popülersiniz ve birçok konser verdiniz. Buradaki izleyiciyle ilgili ne hisediyorsunuz?
Çok sıcak ve açık fikirli. İstanbul’da çalmak çok güzel.
ALBÜMLER
Burada anlatılan bizim de hikayemiz
Redd için söylenecek çok şey var. Her şeyden önce, Türkiye rock ortamında karşımıza çıkan pek çok açmazı aşmış bir grup. Güzel ses ve doğru okumanın mumla arandığı bu ortamda Doğan Duru’nun, üstelik de eğitimli vokali hemen dikkat çekiyor. Daha önemlisi bu grup şimdilerde ya dalga geçilen veya sloganlardan ibaret çocuksu örnekleri karşımıza çıkan politik müziğin çok başarılı bir temsilcisi. Redd müziği geride bırakmıyor ama herkesin bucak bucak kaçtığı eleştiri kavramıyla da barışık. Haklılığından emin ama bağırmıyor, sadece bir öneride bulunuyor. Grubun son çalışması 21, en bilinen örneklerini Pink Floyd’un yaptığı, kendi içinde bütünlüklü bir hikaye anlatan bir konsept albüm. Tekrar tekrar ve uzun yıllar dinlenecek, Türkiye’de kilometre taşı olacak bir çalışma.
Ne varsa 1990’larda var
Morrisey şaşırtıcı isimlerden biri. Elli yaşında olup ve buna uygun giyinip de rockstar olan başka kim var ki? Onu The Smiths’in solisti olarak 1980’lerde tanıdık. Aynı yılların sonunda tek başına çalışmaya başladı. 1997’de ara verdi müziğe, 2004’e kadar albüm çıkartmadı. 2007’de İngiltere’yi Eurovision’da temsil edecek parçayı yazması gündeme geldi ama bu proje gerçekleşmedi.
Morrissey, Southpaw Grammar’ı 1995’te çıkartmıştı. Birçok yazarın onun en iyi çalışması olarak tanımladığı bu albüm bu yıl sanatçı tarafından tekrar kayıt edildi, dört yeni parça eklenip bir kere daha yayımlandı. İlk kapakta bulunan boksör Kenny Lane’in fotoğrafının yerini sanatçının bir fotoğrafı almış. Kartonetteki ‘kendisiyle konuşmalar’ o kadar güzel ki, insan İngilizce bildiğine şükrediyor. 2006’da Efes Pilsen One Love Festival’da sahne aldığında izleyici rekoru kıran Morrissey’in hayranlarını çok mutlu edecek, 15 yılı devirmek üzere olmasına rağmen eskimemiş bir albüm.
Mine Aksoy, 2002 yılında, Mustafa Oğuz ve Michael Lang ileTaxim’s Edition’ı kurmuş. O ara Tarkan’ın menajerliğini yapan Lang, Woodstock festivalini de düzenleyenlerden. Bugün, Sony, Universal ve Türk repertuarındaki sanatçıların haklarını onlar koruyor. Bunların arasında bu yıl Eurovision birincisi olan Alexander Rybak de var. Ona Rybak’ın şarkısının Yalın’ın yeni albümündeki bir parçayla çok konuşulan benzerliğini sorunca ‘Mümkün değil’ diyor, ‘Alper bunu yaptığında 2007’ler falandı. O çok doğru müzisyenlerden biridir.’
Mine Aksoy, telif hakları mücadelesinin önemini şöyle anlatıyor: ‘Beyrut’ta insanları polisle evlerinden aldırdık. Beyrut’a girdiğimde ‘Çıkamazsın buradan’ falan diye mesajlar aldım. Bir şarkısının telifiyle ada satın alan sanatçı bile var, John Lennon buna bir örnektir.’
Türkiye’ye hitap eden müzik türünün üç aşağı beş yukarı belli olduğunu da belirten Aksoy ‘Ama paparazzi kültürü yüzünden müzik denince akla kirlilik geliyor. Bunu temizlemek de yine müzik endüstrisine düşer’ diyor.
‘Bulunduğumuz bölgede belki de yüzyıllara dayanan bir müzik kardeşliği var. Taverna Yunanistan’da başlayıp bütün Batı’ya yayılmış bir kültür. Herkes birbirinin şarkısını alıp rahatça kullanmış. Müzakka albümü bu kültürden doğdu. Bu albümün diğer toplama albümlerden farkı, içindeki şarkıların ilk önce çok ünlü Türk sanatçıları tarafından söylenip lisanslanmış olmasıdır.’
Balkan müziği iyi bir fikirmiş
İlk bakışta onları bir araya getiren şeyin Rusça yazgısı olduğu düşünülebilir. Oi Va Voi’nin altı elemanı Oxford’da bir araya geldiklerinde dördü Rusça eğitimi alıyormuş. Bunlardan ikisi gruptan ayrılmış ama daha sonra katılan trompetçi David Orchant sular seller gibi Rusça biliyor! Adları ‘Aman Tanrım’ anlamına gelen grubun yeni albümü Travelling the Face of the Globe geçtiğmiz günlerde Türkiye’de de yayımlandı. İki konser için İstanbul’a gelen gruptan Nick Ammar grubun müziğini ‘halk müziği, pop ve rock’ın sınırlarında geziniyor’ diye tanımlıyor. Ammar sorularımız cevapladı.
Sizin müziğe başlamanızdan çok sonra moda olan Balkan müziği trendiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Gurur duyuyoruz çünkü biz Balkan tarzını ilk keşfeden ve Londra’da Balkan ortamının gelişmesine yardımcı olan ilk gruplardan biriyiz. O zamandan bu yana başka gruplar da bunu yaptığına göre içimiz rahat; demek ki iyi bir fikirmiş!
Sizce halk müziği şehirde yaşayanları neden etkiliyor?
Halk müziği şehirlerde çalınan normal müzikten o kadar farklı ki. Bir kere çok daha organik, kırsal bir atmosfer yaratıyor. O yüzden genellikle büyük bir kentin stresli ortamında yaşayan insanlar için bu müzik gündelik hayatlarından uzaklaşmak gibi. Yeni albümümüz Travelling the Face of the Globe’daki Foggy Day adlı parçanın arkasındaki konsept de buydu; benim de Londra’da yaşadığım hiçe sayılma ve yalnızlık duygusu.
ABD’de Beirut ve Gogol Bordello, Almanya’da Shantel ve İngiltere’de siz hiç yaşamadığınız ülkelere ait müziği yapıyorsunuz. Bu nasıl oluyor?
Çok basit, Londra’da yaşıyoruz, dünyanın en büyük çokkültürlü şehirlerinden biri. Hepimiz farklı kültürler ve müzik tarzlarıyla iç içe büyüdük ve birçoğumuz sık sık yolculuk yapıp farklı kültürleri özümsedi. O yüzden bütün bunlar bilinçdışı bir biçimde ortaya çıkıyor.
Türkiye’de çok popülersiniz ve birçok konser verdiniz. Buradaki izleyiciyle ilgili ne hisediyorsunuz?
Çok sıcak ve açık fikirli. İstanbul’da çalmak çok güzel.
ALBÜMLER
Burada anlatılan bizim de hikayemiz
Redd için söylenecek çok şey var. Her şeyden önce, Türkiye rock ortamında karşımıza çıkan pek çok açmazı aşmış bir grup. Güzel ses ve doğru okumanın mumla arandığı bu ortamda Doğan Duru’nun, üstelik de eğitimli vokali hemen dikkat çekiyor. Daha önemlisi bu grup şimdilerde ya dalga geçilen veya sloganlardan ibaret çocuksu örnekleri karşımıza çıkan politik müziğin çok başarılı bir temsilcisi. Redd müziği geride bırakmıyor ama herkesin bucak bucak kaçtığı eleştiri kavramıyla da barışık. Haklılığından emin ama bağırmıyor, sadece bir öneride bulunuyor. Grubun son çalışması 21, en bilinen örneklerini Pink Floyd’un yaptığı, kendi içinde bütünlüklü bir hikaye anlatan bir konsept albüm. Tekrar tekrar ve uzun yıllar dinlenecek, Türkiye’de kilometre taşı olacak bir çalışma.
Ne varsa 1990’larda var
Morrisey şaşırtıcı isimlerden biri. Elli yaşında olup ve buna uygun giyinip de rockstar olan başka kim var ki? Onu The Smiths’in solisti olarak 1980’lerde tanıdık. Aynı yılların sonunda tek başına çalışmaya başladı. 1997’de ara verdi müziğe, 2004’e kadar albüm çıkartmadı. 2007’de İngiltere’yi Eurovision’da temsil edecek parçayı yazması gündeme geldi ama bu proje gerçekleşmedi.
Morrissey, Southpaw Grammar’ı 1995’te çıkartmıştı. Birçok yazarın onun en iyi çalışması olarak tanımladığı bu albüm bu yıl sanatçı tarafından tekrar kayıt edildi, dört yeni parça eklenip bir kere daha yayımlandı. İlk kapakta bulunan boksör Kenny Lane’in fotoğrafının yerini sanatçının bir fotoğrafı almış. Kartonetteki ‘kendisiyle konuşmalar’ o kadar güzel ki, insan İngilizce bildiğine şükrediyor. 2006’da Efes Pilsen One Love Festival’da sahne aldığında izleyici rekoru kıran Morrissey’in hayranlarını çok mutlu edecek, 15 yılı devirmek üzere olmasına rağmen eskimemiş bir albüm.
Geri: Norveç’in parçasıyla Yalın’ınkinin ilgisi yok
Paylaşım için sağol şeker .....
tugcenur- Admin
- Mesaj Sayısı : 244
Kayıt tarihi : 18/05/09
Yaş : 32
Geri: Norveç’in parçasıyla Yalın’ınkinin ilgisi yok
paylaşım için teşekkürlertugcenur demiş ki:Paylaşım için sağol şeker .....
ebrualex- Alex Fanı Olma Yolunda
- Mesaj Sayısı : 187
Kayıt tarihi : 21/05/09
Yaş : 29
Nerden : norvece yakın heryerden
Alexander Rybak :: Haberler :: İç Basın
1 sayfadaki 1 sayfası
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz